Enerji ve Tabii Kaynaklar Bakanlığı ile Türkiye Atom Enerjisi Kurumu'nun yapmış olduğu bilgilendirme toplantısında ilk nükleer santralin yapımında Mersin'e öncelik verileceğinin açıklanması, Mersin'deki çevreciler tarafından farklı yorumlarla karşılandı. Mersin Üniversitesi (MEÜ) Mühendislik Fakültesi Çevre Mühendisliği Bölüm Başkanı Prof. Dr. Halil Kumbur, Sinop'un yer lisansı hazır olmadığı gerekçesiyle santral kurulması için 1 yıl daha beklenecek olmasının, Türkiye'nin ilerisi için çok büyük bir kayıp olmadığını söyledi. Kumbur, İHA muhabirine yaptığı açıklamada, Türkiye'nin hızlı gelişen bir ülke olduğunu belirterek, "Bugünkü kalkınma hızı göz önüne alındığında en önemli ihtiyaçlarımızdan birisi enerji olacaktır. Enerji ihtiyacımızı karşılamadığımız sürece hiçbir sektörde kalkınmamız mümkün değil. Şu anda Türkiye'nin elektrik enerjisi üretimi ile tüketimi başa baştır. Yani şu anda ürettiğimiz kadarını tüketiyoruz" dedi. Kalkınma hızı ve büyüme hızı göz önüne alındığında 2020-2030 yıllarında enerji açığının oldukça fazla olacağının altını çizen Kumbur, bu enerji ihtiyacının bir yerden karşılanması gerektiğini, bunun için de şu anda enerji kaynakları içerisinde en çok kullanılan fosil yakıtlar, hidroelektrik enerji kaynakları, alternatif enerji kaynaklarının mutlaka devreye girmesi gerektiğini kaydetti. Şu anda hidroelektrik kaynakların sonuna kadar kullanılması gerektiğini ve bunun dışında fosil yakıtlara dayalı olan elektrik santrallerinin de olduğunu anımsatan Kumbur, "Şu anda doğalgaz üretimi de önemli bir payı teşkil etmekte. Elektrik enerji üretimimizin yüzde 50'sinden fazlası doğalgaza dayalı santraller tarafından yapılmakta. Doğalgaza bağlı olduğumuz için de dışa bağımlılık oldukça artmakta ülkemiz açısından. Bilindiği gibi son zamanlarda İran'dan ve komşu ülkelerden aldığımız doğalgazlarda en ufak bir sorundan dolayı vanayı kapattıklarında tedirginlik yaşıyoruz. Onun için de kesinlikle Türkiye gelecekteki enerji ihtiyacını karşılayabilmesi için öncelikli olarak mevcut enerji potansiyellerini sonuna kadar kullanmalı. Bununla ilgili kısa, orta ve uzun vadeli değerlendirilmeler yapılmalı. Bunun dışında alternatif enerjiyle ilgili olarak, yenilenebilir enerjiyle ilgili çalışmalar hızlı bir şekilde faaliyete geçirilmeli" diye konuştu. Son günlerde gündeme gelen nükleer enerjinin Türkiye kamuoyunda önemli bir yer teşkil ettiğine vurgu yapan Halil Kumbur, nükleer enerjinin şu anda bütün dünyada kullanıldığını, dünyadaki elektrik enerji üretiminin yüzde 18'lik kısmında nükleer enerjiden faydalanıldığını belirtti. Kumbur, bu teknolojinin şu anda gelişmiş ülkeler başta olmak üzere dünyanın birçok ülkesinde denendiğini ve kabul gördüğünü ifade ederek, "Yani nükleer enerji yenilenebilir bir enerji kaynağı değildir, alternatif bir enerjidir. Bu alternatif enerji kaynaklarından elektrik enerjisi üretimi konusunda tabi ülkeyi yöneten yöneticilerimizin, siyasal iktidarımızın tercih konuları ön plana çıkmakta. Şu anda mevcut hükümet de nükleer santrallerden elektrik üretilmesiyle ilgili çalışmalar yapmakta. Bilindiği gibi geçtiğimiz günlerde nükleer santrallerle ilgili bir ihale kanunu çıktı ve resmi gazetede yayınlandı. Şu anda ihale aşamasıyla ilgili çalışmalar yürütülmekte" şeklinde konuştu. Nükleer santrallerin yapımında yer seçiminin son derece önemli olduğuna işaret eden Kumbur, nükleer santral yapımında yer seçiminde; ulaşımın kolay olması, su kenarında olması, deprem bölgesi olmaması gerektiğini ve üretilen enerjinin entekornekte sisteme bağlantısının yapılması gerektiğini kaydetti. Halil Kumbur, Türkiye'de nükleer enerji santrallerinin yapımı gündeme geldiği zaman iki yerin ön plana çıktığını hatırlatarak, şöyle konuştu: "Bunlardan birisi Mersin-Akkuyu, diğeri ise Sinop. Akkuyu ile ilgili çalışmalarda belli bir mesafe alınmıştır. 1976 yılında Akkuyu ile ilgili yer çekimi tamamlanmış ve Türkiye Atom Enerjisi Kurumu'ndan bununla ilgili lisans çalışmaları yapılmış ve lisans alınmıştır. Bilindiği gibi nükleer enerji tüketimi Türkiye'de TEAŞ tarafından yapılmaktadır. Fakat, nükleer enerji tekniklerle ilgili lisansın verilmesi ise 2690 sayılı yasaya göre Türkiye Atom Enerjisi Kurumu tarafından yapılmaktadır. Dolayısıyla Akkuyu'nun yer seçimi 1976 yılında gündeme gelmiş ve o zamanki şartlara göre Akkuyu'nun uygun olduğu belirlenmiştir. Bu bağlamda da oraya devletimiz yer seçimi ve alt yapı çalışmaları ile ilgili belli bir yatırım yapmış ve limanına kadar birtakım çalışmalarını tamamlamış. Fakat bugünkü çalışmalara bakıldığında 1976 yılından 2008 yılına kadar aradan 32 sene geçmiş. Bu süreç içerisinde Akkuyu'nun o günkü potansiyeli ile bugünkü potansiyeli karşılaştırıldığında farklılıklar ve ülke ekonomisine katkısı açısından, özellikle turizm sektörü de göz önüne alındığında bazı öncelikler öne çıkmakta. Akkuyu bir nükleer santral için uygun bir yer ama geçen 32 senelik zaman diliminde o bölgedeki turizm sektörü faaliyetleri, turizm potansiyeli, tarım potansiyeli ve yerleşim faktörleri göze alındığı takdirde, Akkuyu yer seçiminin tekrardan gözden geçirilmesi gerekir. Ülkemizin şu anda önemli döviz girdilerinden birisi turizm sektörüdür. Nükleer santrallerin ne kadar güvenli olacağını bilmemize rağmen ister istemez insanlarda bir çevre sorununa ve nükleer santrallere karşı psikolojik etki var. Bu etkinin giderilebilmesi için ülkelerde belli bir zaman dilimine ihtiyaç olabilir. Sinop ile Akkuyu karşılaştırıldığı zaman Akkuyu yer seçimi açısından belli bir mesafe kat edilmiş, ama bu konular üzerinde tekrar durulmalı. Sinop bölgesindeki suyun soğukluğu da göz önüne alındığında Karadeniz'in suyu Akdeniz'e göre 4-5 derece daha soğuk. Dolayısıyla Sinop'a öncelik verilmesi gerekir. Daha çok sanayileşme Marmara ve İstanbul çevresinde olduğu için oralara yakın bir yerde uygun bir yer bulunduğu takdirde nükleer santral yapımının seçimi oraya kaydırılmalı." Gelişmiş ülkelerin çoğunda nükleer santrallerden elektrik enerjisi üretildiğini anımsatan Kumbur, "Nükleer tekniklerle elektrik enerjisi üretimi esnasında kullanılan hammaddeler radyoaktif maddelerdir. Bunların çevreye olan etkileri kısa sürede kaybolmuyor. Her ne kadar nükleer santrallerin güvenlik önlemleri çok yüksek düzeyde olmuş olsa, milyarda bir kaza riski olsa bile, kaza olduğu zaman çevredeki yapmış olduğu olumsuz etkiler uzun süre kalabilmekte. Dolayısıyla insanlarda nükleer enerjiye karşı olumsuz tavır alınmakta. Burada insan faktörü çok önemli. Orada çalışan insanlar deneyimli değilse ya da en ufak bir hata yapması sonucu, çevrede ciddi olumsuzlara yol açabilir ancak bu dünyanın her yerinde böyledir" ifadelerini kullandı. "Şu anda dünyada bu teknolojiden vazgeçilerek, daha çok yenilenebilir enerji kaynaklarından güneş ve rüzgar enerjisi ön plana çıkıyor" diyen Kumbur, ancak bunların dünya elektrik enerjisi üretimindeki payının yüzde 3'lük bir oran olduğunu, Türkiye'nin şu anda acilen elektrik enerjisine ihtiyacı olduğunu ve güneş enerjisi ile rüzgar enerjisinin de bu anlamda yeterli olmayacağını sözlerine ekledi. Mersin Nükleer Karşıtı Platformu Yürütme Kurulu Başkanı Kamer Gülbeyaz ise, Türkiye'nin nükleer enerji santraline ihtiyacı olmadığını ileri sürerek, ülkemizde nükleer enerji santrali kurulmasına dönük girişimlerden, her şey için çok geç olmadan vazgeçilmesi gerektiğini söyledi. Gülbeyaz, "Türkiye'nin kurulum, üretim, işletim ve güvenlik maliyetleri çok yüksek olan, atık sorunu çözülemeyen ve tüm dünyada elektrik üretim yöntemi olarak terk edilen nükleer enerji santrallerine ihtiyacı yoktur. Yenilenebilir enerji potansiyelimizden yeterince yararlanamıyoruz. Dünya nükleer yerine, yenilenebilir enerjiye yönelmiştir. Yerli ve yenilenebilir enerji kaynaklarımızın değerlendirilmesi durumunda, Türkiye'nin 2030 yılında dahi elektrik talebini karşılayabilecek kaynakları vardır" diye konuştu.
|